.../..?
I
düşleri düşüncelerimi,
ölümleri,ölümlü sevgileri giyiniyorum.
ellerim cebimde
şehrin en dik yokuşunun bittiği yerden
başlıyorum yürümeye.
içimde biriken şeyler
dökülüyor
mırıldanırken ben
sessiz sesli harflerle.
II
rüzgar saçlarını savuruyor düşlerimin
ben elini daha sıkı tutuyorum.
biraz önce gördüğümüz
evler,
kapılar,
insanlar,
karışıyorlar ardımıza
III
bir durumun ortasındayım.
ve hala yürüyorum.
ad'ımın yalnızlık halinde,
biri sesleniyor bana.
gözlerimin çok arkasından.
ben daha hızlı yürüyorum.
IV
bir tren yanaşıyor,
aklımda kalanların garına.
belli ki çok ötelerden,
dünlerden,
gözlerimin çok arkasından geliyor.
bir sıcak nefes iniyor.
ellerinde bavul bavul umutlar.
bavulun üstünde,
sana aldığım çiçeğin,
suya vuran
kurumuş görüntüsü var.
...
Bugün dahi seni düşünmek için yaşıyorum
yağmurun hatıralar sıçrattığı camlarımda,seni düşünerek dışarıyı izliyorum.nerde ,niçin yada ne zamanın önemsiz olduğu yaşam dilimlerinde bana yaşattıklarını hatırlıyorum.senle yada sensiz içimde kalan bütün yarınları dünlerin yanına koyuyorum,yaşanmışçasına sarılıyorum onlara.kitaplarımın ayraçları onlar.seni aradağım şiirlerin paragraflarıın arasına sığdrıyorum.sen,sana aldığım kırmızı gülü nasıl koruyorsan, bende mutluluğu sarı yapraklı kitaplarımın arasında öyle kurutuyorum.
senden kalan bi kaç cümle geçerse elime onları okuyorum.elinin elime değdiği fotğraflara saklanıyorum.uzun bir süre bu dünyanın bugününden kurtuluyorum.yalnız gittiğim filmlerde,sinemanına arka koltuklarından birinde,kokunun yeniden ciğerlerime ilişmesini umuyorum.çok sevdiğim bir şarkıcının sana adadığım parçasını dinlerken uyuya kalıyorum çoğu kez,ya da uyuduğumu zannediyorum ve kendime geldiğim ilk an yastıklara kafamı gömüp bir çocuk gibi ağladığımı farkediyorum...öyle ki,kimi zaman kendime gelmem saatleri buluyor.
bu hayatın küf kokulu altın şatosunu dibine indiğim zamanlarda,seni nasıl ölürcesine sevdiğimi anlatıyorum seni tanımayanlara.çoğu seni herhangi biri zannediyorlar,aldandıklarının yada bizim aşkın, kimilerini köleleştiren aptal uygarlığının parçası olduğumuzun zerre farkında bile değiller...çok ilginçtir ki ;herkes “seni çok iyi anlıyorum “ diyor..ne garip.ben senin iyiliğinden,altın kalbinden,düşlerimizden bahsederken hep kekeliyorum.senin adını anıyorum,onlar”anlıyorum!” diyor.hepsi yalan söylüyorlar...bizim dışımızda kalan herkes gibi yalan söylüyorlar.tanrının bu garip kulunu mükafatlandırdığı o meleği kim nasıl düşleyebilir ki.kim nasıl anlayabilir.hangi aşk,hangi zaman yada hangi mutluluk benzer olabilir.kaşını anlatsam,gözünü dudaklarını,hele hele kahkalarını onlara anlatsam ölürüm diye korkuyorum.çünkü dünlerimi sığdırdığım kalbimin durmasından,seni düşünerek geçen zamanların son bulmasından ürküyorum.seni tanrıya kavuştuğum gün kadar seviyorum...
imkansız denilen durumların dehlizlerinde kaybolmadan koşarken biz,şimdi hiç söylemediğimiz yalanların bataklığında çırpınıyoruz.farkları kavramak zor değil oysa,elimi sıkıca tutan sen ve titreyen bedenimin seni düşünürken donması arasında.
biraz şanslı olabilseydik bu kargaşada ,sana hiç kimseye söylemediğim bir sırrımı anlatacaktım.belki o zaman sınırlarımıza aldırmayan sırlarımızdan korkmaktansa,onları bir hançer gibi kınından çıkartacaktık...ama o şansımız hiç olmadı ve ne gariptir ki o hançer şimdi bizim sırtımızda...
senden sonra takvimden düşen yapraklar,saçlarımı beyazlatacak belki de onları dökecekler,belki şimdiye kadar hiç görmediğim bir kadını yatağıma sokacaklar,zaman zaman türlü oyunlarla beni kandıracaklar ve etrafımdaki herkes bi an beni mutlu sanacak...ama bu seni beklememi sonlandırmayacak.göçebe kuşlar gibi güneşin her sabah yeniden doğduğu şehirlere uçacağım.hiç görmeyip yaşamım boyu beklediğim o gün gibi;seni tanrıya kavuştuğum gün kadar seveceğim...!
BİR ŞEHİR EFSANESİ/VURULDUK(3)
ben ve sarhoşluğum
düşlerimizin alnından vurulduk.
öylesine yalnızdı ki şehir,
öylesine boştu ki sokaklar
kimse görmedi bizi vuran gölgeleri.
ki biz kulaçlarımızla dövdük
sensizliğin denizini,
herhangi bi gün
kendimizi bu yalnız ve gri şehirde bulana dek.
dalga seslerinde değil,
onlara karşı içtiğimiz kadehlerde boğulduk.
boş şişelere mektuplar attık adressiz.
kaçı yosun tutmuştur kimbilir,
kaçı karışmıştır derinlere...
kumsala ayak izlerimizi bıraktık,
renkli uçurtmalar uçururken...
duyarsan ,
görürsen...
Şimdi...
Mezar taşlarından yapılmış
bir caminin sesine irkildim.
beni omuzlarında bir tepeye çıkardı
bi kaç eski dost.
köpük köpük maviler
kıyıları dövüyordu öldüresiye...
öldüresiye...
Vurulduk...
ben ve sarhoşluğum
sırtımızdan vurulduk...
sen görmedin...
belki de görmemeliydin.
nasıl başıboştuk,
nasıl da üşüyorduk.
cebimize sakladığımızdı biraz barut
ve sürekli büyüyen mutsuzluk...
ben bu şehirliyim şimdi
biraz toprak kokuyorum ama
illa ki seninim...
BİR ŞEHİR EFSANESİ/HER AŞKTA BİR HAYIR VAR(2)
“bir zaman sonra bu şehri de tanıyacağım,
seni tanımadığım kadar...
sokak sokak dolaşacağım,
kaldırım kenarlarında oturacağım,
çöpleri karıştıran yavru kedileri okşayacağım,
-sahiplenirim kim bilir..?-
topuklarımda eskiteceğim caddelerini,
birbirinden uzak düşüncelerin arasından geçeceğim,
o kadar gizleneceğim ki;
kimse beni tanımayacak...
dudaklarımda bir şarkı,
bedenim çıplak,yürüyeceğim,.
Gelene geçene gülümseyeceğim,
Soran olursa senden bahsedeceğim.
Sonra hayat hızlanacak,
Ben koşacağım,koşacağım...
Mutluluktan değil,
Bir gün yorgunluktan bayılacağım
...”
İşte böyle...
şiirler yazıyorum dibi aydınlanan mey şişelerine.hiç gitmediğim meyhanenin her zaman ki sandalyesinde..
Dışarıda kar yağıyor.-bu şehre geldiğimden beri gördüğüm en güzel şey...-sokaklara dağılıyorum,bin bir hece...saçlarıma düşürüyor incilerini...zamanla seni hissediyorum kirpiklerimin ucunda,eriyen beyazlara dualar ediyorum...vedalaşıyoruz seninle.yoksul bir bankın kenarında ve göz kapaklarım karşılıyor yarının zifiri karanlığını,daha uyku faslında....
* * *
Kayıkhanenein başucunda uyanıyorum.
yola çıkan balıkçıların sesleri ilişiyor kulağıma.
gökyüzünde kırmızıya çalan sarılar,göçebe kuşlar eşlik ediyor kıyıları uyandıran motor seslerine.
öylesine kıskanıyor ki insan bilemezsin.kuyruğuna takılıyorum birinin.
denizin diyarlarında şehir ufacık kalıyor gözlerimde,insanlar kayboluyor,birer beşer..
Denizleri kazıyor balıkçılar,gümüş madenleri ararcasına.
ağlara takılıyor bir kaç bin tanesi ve yalnızca bir kaç tanesi tutunuyor yeniden mavi sevdalarına.
benimse el oltamın ucunda yosun parçaları..
şehrin yatağı soğumadan veda ediyorum balık pazarına.
Camdan cama sevdaların asılı olduğu bir sokakta evcilik oynayan çocukları görüyorum.
anılarımızın tozlarına bulandığımızda,dünyayı umursamazca kurduğumuz düşlerden konuşuyorlar.
yarım kalan umutları,çocuksu mutluluklarına tamamlıyorlar,
hiç düşünmedikleri sorularda...
nedendir bilmem...
oturup izleyesim,seni düşleyesim var.
yalın ayak çamura bulanmalıyım sanki.
öylesine çocuğum,öylesine yokum ki...
ben hayallere dalıyorum,dalıp dalıp gidiyorum.
bulutlar sarıyor çatıların tepelerini,
usulca döküyor birikmişini üzerimize.
ben beton gövdeli ahşap binaların gölgelerinden yürüyorum,
...kuru kalmak pahasına.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
EL/VEDA...
Senli olan bütün düşlere,
Seni düşünerek geçirdiğim dünlere,
Kollarımın üşüdüğü bütün günlere,
Elveda sevgilim...
Sırlarımızın sınırlarımıza aldırmayışına,
Kimliksiz aşkımızın soluklarına,
Seni düşünürken
Bana eşlik eden bütün yıldızlara,
Elveda sevgilim...
Mürekep lekeli gömleğime,
Kokunun sindiği bütün gecelere,
Gözlerinin aydınlık dehlizinde
Gülüşlerinin cennetine
Elveda sevgilim...
Kiremit rengi ayrılığa,
Kireç sürdüğümüz duvarlara,
Tuğlalarını dizdiğimiz yarınlara,
Cümleten eyvallah...